İkinci Bahar

İkinci Bahar

“ Gaziantepli kebap üstadı Ali Haydar (Şener Şen) ile Hanım (Türkân Şoray) adlı işe ihtiyacı olan iki çocuklu dul bir kadının hayat mücadelesinde, her türlü zorluk içinde işte ve aşkta ‘‘İkinci Bahar’’ ı yaşamaya başlamalarının hikayesi.”

İkinci Bahar dendi mi Vikipedi Ansiklopedisinde çıkan tanım aslında tüm diziyi özetliyor özetlemesine de hepimiz bir cümleden fazla olduğunu biliyoruz İkinci Bahar’ın. Sene 1998, hayatımda ilk defa bir Türk dizisine bu kadar bağlanmışım, bugünün evde oturan tontiş anneanneleri gibi sabırsızlıkla bir sonraki bölümü bekler, acaba ne olacaklarla kafayı yorar olmuşum. Ne hikmettir bu diziyi izleyen herkes o dönemde bu tribe kapılmış gitmiş zaten; senaryosu, kurgusu, o dönemki çekimleri bu kadar mı insanın duygularına hitap eder. Sene 2015 olmuş biz hala bu diziyi konuşuyorsak eğer, demek ki gerçekten çok başarılı iş çıkarmışlar. Hepsini tek tek kutlayıp, özlem duymamak elde değil.

Ali Haydar Usta

Değişik bir büyüsü vardı dizinin, yaşanan tüm olaylar sanki kurgu değil de gerçekmiş gibi gelirdi, bir de aç olmayanı bile acıktırırdı. Ali Haydar’ın etleri tek tek şişe güzelce dizmesi, ardından ocağın başında tıss sesleriyle bir sağa bir sola çevirmesi… Sanki tüten duman bizim evde, neredeyse kokusu gelecek! Bir de tabi Hanımın mezeleri vardı, Haydar ustanın inadına rağmen yiyenleri mest eden. Ehh, haliyle bu sofranın yanına bir de rakı yakışıyordu ve haliyle ekran başında can çekiyordu.

Eskiden her şeyin tadı tuzu, dizisi bile bir başka oluyordu. Ben eskicilerdenim biraz hani şu ahh eskiden böyleydi, eskiden şöyleydi diyenlerden, çünkü eskiden kıymet diye bir olgu vardı maddi değil ama manevi kıymet vardı. İnsanlarda çıkardan çok saygı daha bir ön plandaydı ve her şeye erişmek bu kadar kolay değildi, emek ve zaman isteyen işler vardı ve bu yüzden kıymet bilinirdi. Ali Haydar Usta gibi ekmeğini taştan çıkaran, yaptığı işe emeğini verip de en iyisini yapmaya çalışan insanlar pek kalmadı artık. Nitekim, gerçekte de ete kemiğe bürünmüş bir Ali Haydar Usta da varmış. O zamanlar sadece dizi seti olarak kullanılan Samatya meydanında, Vakkas’ın yerinin yani Develi kebabın tam karşısında İkinci Bahar’ı hayata geçirmiş Usta. Dizidekinin bire bir aynısı. İçeri girdiğinde sanırsın ki dizi seti, her tarafa oyuncuların resimleri asılmış, Şener Şen, Türkan Şoray, Çemiş, Şerafettin, kimi ararsan orda. Mekan o günki gibi korunmuş hatta Ali Haydar’ın yazar kasası bile köşede duruyor.

İkinci Bahar

Samatya’nın meşhur merdivenlerinden aşağı inip Ali Haydar Usta’yı görünce Şener Şen’e benzerliğini fark edip de şok olmamak elde değil! Sanki gerçekten dizi çekilirken kebapçıya gelmiş de yemek yiyecekmişiz gibi hissediyor insan. İçeride müze niteliğinde bir tur attıktan sonra dışarı atılmış masalardan birine oturttu bizi samimi gülümsemesiyle Haydar Usta; derken mezelerden patlıcan ezme, yoğurtlu bakla ve en muhteşemi “Hanım’ın Mezesi” geldi ortaya ve birer içli köfte. Yayık ayran söyledik yanına, sonra başladık bir güzel ziyafete.

Hanım'ın Mezesi

Arada Usta tek tek masaları dolaşıyor, hal hatır soruyor, mezeler nasıl olmuş diyor bir de üstüne espri patlatıp ocağın başına geçiyor. Biz de tavsiye ettiği fıstıklı kebap ve kuzu şişi beklerken birer duble ehl-î keyifte rakımızı söylüyoruz.

Yayık Ayran

Mezelerdeki mütevazi ama şaşırtan güzellik kebaplara da aynı şekilde yansımış. Fıstıklı kebabın ağızda dağılması ve kuzu şişin pamuk gibi yumuşaklığını garnitür olarak gelen bulgur pilavı mükemmel tamamlıyor. Kenarda biraz kalmış hanımın mezesinden pidenin içine… Ardından fıstıklının zarafeti de üzerine, sonra da buz gibi ehl-î keyiften aldığımız rakı yudumu…. Ehm kendimi biraz fazla kaptırdım sanırım, yazarken bile yeniden yaşıyorum, yeniden yiyorum. Kısacası şairane bir deneyimdi diyebilirim, yemek yemenin insanın ruhunu nasıl okşadığını bilenler bilir. 🙂

Fıstıklı Kebap ve Kuzu Şiş

Biz ziyafete dalmışken Usta yaklaştı yanımıza, ben de sordum hemen “Bu işin sırrı nedir ?” diye; “Valla dedi hoş geldiniz deyip elini sıkarken gözlerine bakacaksın, samimiyet ve içtenlik çok önemlidir. İşinin başında duracaksın, her şey süt liman deyip bir köşede oturursan olmaz bu iş, bizzat kendi emeğini vereceksin. İşte işin sırrı bu, gerisi boş.” Hakikatten de öyleydi, sanki mekanda oturanlar müşteri değil de arkadaşı gibiydi Usta’nın, herkese ayrı bir ilgi alakası vardı. Peki dedim “Bu İkinci Bahar hikayesi doğru mu?”. “Ne görüyorsan o işte, fazlası yok” deyip pek sır vermedi. Ben de çok üstelemedim, son yudumu da aldıktan sonra meşhur katmerinden yemek istedik, ama iki kişi gitmişiz katmer dört kişilik, Usta ziyan olur yiyemezsiniz, paket yapsam da tadı kaçar en iyisi bir dahaki gelişinizde dedi.

Demek kısmet tekrar gelmekmiş deyip hiç üzülmeden kalktık, Usta’ya binbir teşekkür ettik ve bir dahaki görüşmemize dek Samatya’dan ayrıldık.

Ali Haydar Usta

Yorum Bırakınız: